Selamun aleyküm. Ben Zeynep Uzun. 2003 doğumluyum. Aslen Artvinliyim. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde dördüncü sınıf öğrencisiyim. Kudüs’e gitmenin meşakkatli bir yolculuk olacağını gitmeden, anlatılanlardan az çok bildiğimi zannediyordum. Orada işgal rejiminin askerlerinin olacağını, sınırdan geçişlerde, Kudüs içerisinde zorluk çıkaracaklarını biliyorduk. Ve her koşulda soğukkanlı, sabırlı davranmamız gerektiği söyleniyordu. Bunların hepsinin bilincindeydik. Ancak orada olmak bambaşka bir tecrübeydi. Filistin’e gitmeden, Kudüs’te eski şehrin sokaklarında yürümeden, Mescid-i Aksa’nın kapılarını zorlamadan, ibadet etmek için yola düştüğün o kapılardan, işgal rejiminin askerleri tarafından gerisin geri döndürülmeden; oradaki işgalin, Filistinlilerin vatanlarında sadece yaşamaya çalışarak verdikleri mücadelenin anlaşılması mümkün değilmiş.
Evet, İsrail Gazze’yi bombalıyor ama İsrail’in işgali sadece Gazze ile sınırlı değil. Bunu Kudüs’e gittiğimizde, El-Halil’e yaptığımız ziyaret de daha iyi gördük. Kuduz it gibi saldırgan siyonistlerin hiçbir sınır tanımadan Kudüs’teki, Batı Şeria’daki Filistinlileri zorla evlerinden çıkardıklarını, sokak ortasından bir Filistinli’yi öldürüp hiçbir şekilde cezalandırılmadığını haberlerden okuyor, görüyorduk. Kudüs’te bulunduğumuz zaman diliminde bizzat buna şahit olduk. Zorla alıkonulan Filistinlilerin evlerinin önünden geçtik, Mescid-i Aksa’ya namaza giderken rejim askerleri tarafından şiddet uygulanarak duvara yaslanıp, bacakları sertçe açılarak, kolları sırtında kitlenerek kontrol edilen Filistinli gençleri gördük. Orada gördüklerimiz kadar, göremediklerimizi de bize bir şeyler anlatıyordu. Mesela Mescid-i Aksa’da dolup taşan bir cemaat göremedik. Uygulanan sıkı kontrolden ötürü erkekler içeriye alınmadığı için kadınlar çoğunluktaydı. Beytülmakdis’in ribat tutan kadınlarının cihadına şahit olmak okul gibiydi. Kısıtlamaları artırarak, erkeklerin girişlerini engelleyerek Filistinlilerin direniş gücünü kırabileceğini sanan İsrail’e; Filistinli birer nefer olan kadınlar, her gün Mescid-i Aksa’ya gelip nöbet tutarak bu topraklardan gitmeyeceklerini mesajını veriyordu. Filistinliler; ibadetleri, ders halkaları, nikah törenleri, iftarları, ikramları, çocukların oynadıkları oyunları, kadınların muhabbetleriyle Mescidi Aksa’nın her zerresinde yaşayarak, her noktasını faal kılarak, oranın işgalinin önüne kanlı canlı yaşayan bir set çekiyordu. Bir vatan nasıl korunur, Filistinlilerden gördüm. Onlar vatanlarını değil, dinlerini, imanlarını koruyorlardı. Kudüs’ün eski şehrinin sokaklarında her yerde rejim askerleri vardı; tam teçhizat, ellerinde silahlarıyla Mescid-i Aksa’nın, şehrin kapılarını tutuyor, devriye geziyorlardı. Ama asıl askerler hiçbir teçhizatı, silahı olmayan Filistinliler’di. Onlar; iman dolu göğüsleriyle, inançlı bakışlarıyla, dik duruşlarıyla, yılmayan sabırlarıyla çok güçlüydüler. İsrail’in Filistinlilerden nasıl korktuğunu askerlerinde, aldıkları güvenlik önlemlerinde gördüm.
Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere’de ibadet etmek nasip olmuş; dünyanın farklı yerlerine seyahat etmiş biri olarak, ne herhangi bir mescid ziyaretine ne de herhangi bir seyahate benzemeyen, bu yolculuğa vesile olan Kudüs Kumbarasına müteşekkirim. Sahabe-i kiramdan bir misal gibi olan Filistinlilerin, Mekke dönemi müslümanlarının topraklarında yaşamak, Kabe’de ibadet etmek için verdikleri mücadelenin bir benzerini verdikleri Kudüs’te, onların bu cihadına şahit olmak tarif edilmesi çok güç, unutulması mümkün olmayan, tesiri derin bir tecrübeydi. Allah razı olsun. Allah bizi Filistin’in özürlüğüne memur kılsın, özgür Filistin’de ibadet etmek nasip olsun inşallah.