Zeynep Sude Gülleci – 2004 / Konya

Okuyor olduğunuz satırlar peygamber çocuklarının katle varan hırslarını, taşlaşan halkları ve ölümden hayatı çıkarak mucizeleri dinleyerek büyüyen ve tüm bu hikayelerin akabinde avuçlarını yalnızca göğe kaldırmayı üç yaşında öğrenmiş bir gencin kaleminden dökülüyor. İsmim Zeynep Sude. İstanbul İbni Haldun Üniversitesinde, Tarih okuyorum.

Tarihi okuyup üzerine söylevler dinledikçe şunu daha iyi anlıyorum ki, biz Müslümanlar ah edersek her yanımızın yanacağı bir coğrafyada yaşıyoruz. Acımızın pek çok sebebi mevcut, bunlardan en mühimi ve kanlı canlı gündemde olanı yasemin kokulu bir dava: Kudüs davası.

Kudüs Kumbarasının katkıları ile, ki Rabbim hayra vesile olanı hayrı yapmış kabul eder, Kudüs’e, kutsal toprağıma, Aksam’a kavuştum. Kudüs’e her gidişimde hayatımın farklı bir gediği kapanıyor. Farklı bir yaramı, farklı bir yanımı, bir diğer canımı fark ediyorum. Yapılmakta olan zulmün katmanları, ince işçiliği her seferinde hayretlere gark ediyor. Hepimiz 21. yüzyılın modern(!) dünyasında olagelen tağunluğa çözüm arıyoruz. Zannımca çözüm, yalnız kalmamak, bir tarağın dişleri misali perçinlenmekte. Gözlerimin en derinine bakarak nefretini akıtacağını zannettim yahudaya vuracağımız en kuvvetli sille davayı bilmek ve Filistin’e, Kudüs’e, Aksa’ya ram olmak. Mekanda var olmak. Mösyö Pier’in, Fransız ve Katolik olmaktan duyduğu kıvancı Türk ve Müslüman olmakla şereflenmişlikte duymak..

Uzun uzun bahsetmek epey vaktimi alır lakin bu nazende yolculuk, müslüman ve herhangi bir ırk yahut ideoloji tarafından işgal altında olmayan bir ülkede doğmuş olmanın ne demek olduğunu iyice belletti. “Kardeşlerin pogrom sana” dizesi yüreğimde içredi. Kardeşlerin pogrom sana; kardeşlerimin kör edilen gözleri, havaya fırlayan bedenleri, Beytüllahim’de tek tek katledilen develeri dahi pogrom oldu bana.