İsmim Şükriye Hafsa Bayır, 23 yaşındayım. Galatasaray Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi bölümü son sınıfım. “Gel/ Anne ol/ Çünkü anne bir çocuktan bir Kudüs yapar” yazmıştı Nuri Pakdil. Bu dizeyi ilk okuyuşumdan yıllar sonra, belki bugün bir parça da olsa idrâk ettim. Anneme, rüyasında gördüğü Mescid-i Aksa’ya, o rüyayı gördüğü yaşlarda evladını göndermek nasip oldu. Çünkü bu davayı, yüreğinde taşıyan her anne, onu vazifesi edinen çocuklar yetiştirir.
Harem-i şerifimiz, Beytü’l-Makdis; altından kubbedeki nurun aksiyle, hoş esintisiyle, avlusunda müminleriyle ve kutsal mabedlerin o meşhur vakârıyla karşıladı bizi. O gün, cemaatle kıldığımız o akşam namazını gözyaşlarımla ancak bitirebildim. Hayatımın en önemli vazifelerinden birini ifa ettiğimi hissetmiştim. Her birimiz öyleydik. Öyle ki, zeytinyağından kandiller yakmaya gayret etmiştik, hadis-i şerife mazhar olmaktı hayâlimiz. Hiçbir şey yapamadıysak bile murâbıt olmaya sarındık. Fecr indiğinde kapı kapı sabah namazını edâ etmek için müsaade aradık. Hz. Ömer (a.s.)’ın Kudüs’e girişini hatırlayarak onun ahlâkıyla bu beldeyi zâtımızın ayrılmaz bir parçası yapmayı istedik. Emevî, Memlüklü ve nihayet Osmanlı hâkimiyetinde, onların eserlerinin ilmek ilmek Mescid-i Aksa’ya işlenmesiyle Kudüs yüzyıllardır ayakta kaldı.
Kırılgan, zarif zeytin ağaçlarını sabırla yetiştiren Filistin halkı da her daim İslam’ı bu beldede kâim kıldı, kılmaya da devam edecek. Her olanda hikmetin varlığınadır imanımız, o hâlde mükellefliğimiz idrâk etmeliyiz. Biz varız, başkası var veya yok. Ayaklarımızda güç, sâdrımızda iman olduğu sürece mescidleri dolduran gençler bizler olacağız, kapıları biz zorlayacak; dört yüz yıldır süren barışı ve selâmı yeniden yaymak için biz niyet alacağız. Filistin toprakları insanlarıyla canımdan bir parça; şerefim, onurum ve selâmetimdir. Bu muhâfaza edilmesi güç mücevher için, gençlerde bunu pâyidar kılmayı gaye edinmiş Kudüs Kumbarasına da daimen müteşekkirim.