Selamünaleyküm kıymetli okuyucular,
Ben Sema Ertan. 21 yaşındayım. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiyim.
İlk kez Mescid-i Aksa’yı gördüğüm an hissettiğim şeyi tarif etmem çok zor. Sanki yıllardır adını duyduğum, fotoğraflarını gördüğüm değil de; kalbimde zaten tanıdığım bir yere geri dönmüş gibiydim.
Kapısından içeri girince çok dingin bir hissiyat etrafınızı sarıyor, avlusunda yürürken dünyanın karmaşası geride kalıyor. Orada namaz kılarken insan sadece kendi için değil; ümmet için, mazlumlar için, hiç tanımadığı insanlar için de dua ediyor.
Kudüs’ten ayrılırken içimde garip bir burukluk kaldı. Çünkü oradan sadece kutsal bir şehir gezilmiş olarak dönülmüyor. Bir parçasını orada bırakıp da döndüğünü hissediyor insan. Ve sanırım Kudüs’ü gören herkesin içinde bir gün tekrar kavuşma isteği kalıyor.
Ancak bu dinginliğin ardında kalbi sızlatan ve her nazarda kendini hissettiren ağır bir hüzün var: Mescid-i Aksa’nın uzun yıllardır süren işgali. Kapılarda bekleyen silahlı işgalcilere rağmen ibadet etmeye çalışmak, Müslümanların kendi mukaddesatına özgürce girmesinin engellenmesiyle yüzleşmek, o huzurun ortasında insanın göğsüne bir taş gibi oturuyor. Aksa’nın avlusunda yükselen ezan sesleri, sadece bir namaz çağrısı değil; aynı zamanda mazlum bir halkın, adalet ve hürriyet arayan bir ümmetin direniş çığlığı gibi yankılanıyor. Çok yakında işgalin ve zulmün zincirlerini kırabilmemiz duasıyla…
Bana bu duyguları ve hisleri yaşamamda vesile olan Kudüs Kumbarası ekibinden ve kıymetli bağışçılarından Rabbim razı olsun. Allah’a emanet olun…