Nurefşan Kara – 2005 / Erzurum

Sevgili Kudüs,

Ben Nurefşan Kara. 2005 yılında Erzurum’da doğdum. Şu anda Cerrahpaşa’da hemşirelik öğrencisiyim. Hayatımın bu özel döneminde, uzun zamandır gönlümde taşıdığım bir hayali gerçekleştirmek için sana geldim. Seni yıllarca kitaplardan, fotoğraflardan ve dinlediğim hatıralardan tanıdım. Fakat sonunda Mescid-i Aksa’nın avlusunda yürümek, o mübarek topraklarda secde etmek ve seni kendi gözlerimle görmek nasip oldu. Sana adım attığım ilk andan itibaren hissettiğim duyguları kelimelere sığdırmak kolay değil. Kubbetü’s-Sahra’nın o parıldayan sarı kubbesini görmek, Mescid-i Aksa’da namaz kılmak ve ezan sesini o topraklarda işitmek benim için tarifsiz bir nimetti. Rabbime, beni bu güzel buluşmaya eriştirdiği için sonsuz hamdolsun. Her Müslümanın bu eşsiz manevi iklimi yerinde hissetmesini diliyorum. Çünkü insan seni gördüğünde sadece bir şehri ziyaret etmiş olmuyor; tarihin, inancın ve emanetin izlerine de şahitlik ediyor. Fakat sende geçirdiğim günler bana yalnızca güzel hatıralar bırakmadı. Oradaki kardeşlerimizin kutsal topraklara sahip çıkmak için verdikleri mücadeleyi gördükçe, Kudüs’ün benim için taşıdığı anlam daha da derinleşti. Onların mücadelesine şahit olmak, kendi sorumluluklarımı düşünmeme vesile oldu ve zihnimde tek bir soru belirdi: “Peki ya bizler onlar için ne yapıyoruz?” Bu düşüncelerle ayrılık vakti geldi. Havalimanında bitmek bilmeyen aramalardan geçerken “Acaba ne götürüyoruz ki bizi bu kadar sıkı kontrol ediyorlar?” diye sordum. Tam o sırada yol arkadaşımız Osman Amca o unutulmaz sözü söyledi: “Eğer ne götürdüğümüzü bilselerdi, bizi öldürürlerdi…” İşte o an, aslında Kudüs’ten ne götürdüğümüzü anladım. Biz o mübarek topraklardan sadece birkaç parça eşya, basit birer hatıra ya da fotoğraf kareleri götürmüyorduk. Hiçbir X-ray cihazının tespit edemeyeceği, hiçbir barikatın engelleyemeyeceği muazzam bir emaneti bağrımıza basmıştık: Yanımızda götürdüğümüz şey; sarsılmaz bir inanç, uyanmış bir bilinç, yüreklere kök salmış bir Kudüs sevdası ve asla zincirlenemeyecek bir özgürlük arzusuydu. Şimdi senden ayrılırken, seni geride bırakmadığımı hissediyorum. Sana bakan gözlerimi ve sende nefes alan ruhumu yanımda götürüyorum, tekrar kavuşması için geri getireceğim inşallah. Çünkü bazı yerlerden ayrıldığınızda yolculuk bitmez. Sen de benim için böyle bir yer oldun. Senden ayrılmanın mümkün olmadığını anladım.

Bu güzel buluşmayı yaşamama vesile olan Kudüs Kumbarası’na ise gönülden teşekkür ediyorum. Siz yalnızca bir yolculuğa vesile olmadınız; bir hayalin gerçekleşmesine, Kudüs’ün yakından tanınmasına ve oradaki kardeşlerimizin mücadelesinin daha derinden hissedilmesine kapı açtınız. Bu yolculukla birlikte kalbimde büyüyen Kudüs sevgisini ve taşıdığım sorumluluk duygusunu hayatım boyunca unutmayacağım. İnşallah bir gün yeniden buluşacağız Kudüs. Mescid-i Aksa’nın avlusunda tekrar yürümek, yeniden secde etmek ve seni bir kez daha bütün kalbimle hissetmek duasıyla… Sonsuz hasret ve hürmetle…

Nurefşan Kara