Nesibe Tatar – 2001 / Malatya

Selamün aleyküm. Ben Nesibe Tatar, Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi 5. sınıf öğrencisiyim.

Kudüs’e gitmeyi uzun zamandır istiyordum. Hazırlık sürecinde, 2020 yılında Kudüs’te bulunan önemli mekânlarla alakalı izlediğim bir video serisine ait not defterimi buldum. 2025 yılında bu ziyareti gerçekleştirebilmiş olmak, sponsorluk olmadan mümkün değildi. Kudüs yolculuğu öncesinde elimden geldiğince oraya hazırlanmak istedim. Mescid-i Aksa ve çevresi hakkında inen ayet-i kerimeleri, Peygamberimizin (s.a.v.) hadislerini okudum. Kudüs’te bulunan önemli mekânlar hakkında bilgi sahibi olmaya çalıştım. Oradayken İsrail askerlerine karşı nasıl bir tavır takınmam gerektiğini, hangi önlemleri almam gerektiğini daha önce Kudüs’e giden tanıdıklarımdan dinledim.

Fakat hiçbir hazırlık insanı Kudüs’e tam anlamıyla hazırlamıyor. Orada yaşananlar, yaşatılanlar, şahitlikler… Kudüs’te karşılaşılanların düşündüğümüzün çok ötesinde olduğunu bize gösteriyor.

Kudüs’e ulaşma süremiz, yapay zorluklar sebebiyle gereğinden uzun sürdü. Ancak sabretmenin de bir tür cihat olduğunu bilerek yolumuza devam ettik. Nihayet Hıtta Kapısı’na vardığımızda, Müslümanların kendi mescitlerine girebilmek için Yahudi kontrolünden geçmek zorunda kalmaları, onların kendilerini oranın muhafızı sanmaları, hepimize ağır geldi.

Mescid-i Aksa’ya girdikten sonra fark ettiğim en acı ayrıntılardan biri ise cemaatin ne kadar az olduğuydu. Umre’de gördüğüm kalabalığın ardından, Mescid-i Aksa’nın bu kadar sahipsiz bırakılması bana çok ağır geldi. Aslında çevremdeki insanlara Kudüs’e gideceğimi söylediğimde aldığım tepkilere bakınca da şunu fark ettim: Kudüs, Müslümanlar arasındaki bilinç farkını ortaya koyan güçlü bir indikatör.

Eski Şehir’i çok sevdim. Surlarla kaplı oluşu, Kudüs’ün güçlü tarihini gösteriyordu. Ancak orada yaşayan radikal Yahudileri gördüğümde ve iletişime ne kadar kapalı olduklarını fark ettiğimde, onlarla asla aynı masaya oturulamayacağını anladım. Korkak oldukları her hâllerinden belliydi; fakat Müslüman nüfusunun azalması onlara cesaret veriyordu.

Mescid-i Aksa’nın içinde hissettiklerim ise tarifsizdi. Hem kadınların hem erkeklerin orayı boş bırakmamak için kendi halkalarını oluşturmuş olmaları, nikâhların mescidin içinde kıyılması, sabah namazına yetişmek için verdiğimiz mücadele… Bunlar hayatım boyunca unutamayacağım sahnelerdi. Söyleyebileceğim tek şey şu: Mescid-i Aksa bizlere ihtiyaç duyuyor ve Müslüman cemiyet onu yalnız bırakıyor.

Kudüs’ten döndükten sonra hem hastalık hem de kendi yoğunluğum nedeniyle yaşadıklarımı sindirmem biraz zaman aldı. Hayatın koşturmacasına birden atılmak, özlemi daha da büyüttü. Bu yoğunluk bana hayatlarımızdaki koşturmacanın, bize hayatı veren Allah’ın rızasına ne kadar uygun olduğunu sorgulattı. Günlük hayatlarımızı Kudüs’ün fethine yönelik yaşamazsak fetih ne zaman ve nasıl gelecek bunu düşünmeye başladım.

Ve en kısa zamanda yeniden Kudüs’e gitmeye niyetlendim. Bu ziyaretime vesile olan, bu süreci kolaylaştıran herkesten Allah razı olsun, Allah hayırlarını kabul eylesin. Bizlere de Kudüs’ü dert edinmiş gençleri Kudüs’e gönderecek imkanlar nasip eylesin.
Allah’a emanet olunuz.