Mervenur Durmuş – 2003 / İstanbul

Selamün aleyküm, ben Mervenur Durmuş. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde 4.sınıf öğrencisiyim. Elhamdülillah çok güzel, dolu dolu bir Kudüs ziyareti geçirdik. Hala aklıma geldikçe gözlerim doluyor, gözümü kapattığımda kendimi mescidi aksada buluyorum, her gün defalarca galerime girmekten kendimi alıkoyamıyorum. Orada deneyip beğenmediğim kakuleli kahveyi ve naneli çayı şuan oraya olan özlemimden dolayı çok severek içiyorum. Bir yakınımızı kaybedince, özleyince, bir eşyasına bağlanırız, onun sevdiği şeyleri biz de severiz ya, sanki öyle bir his benimki de… Ben hayatımda böyle güzel günler, böyle anlamlı günler geçirmemiştim, nasip eden Rabbime hamd olsun. Rabbimizin mübarek kıldığı o toprakları ziyaret etmek, tüm peygamberlerin saf tutup namaz kıldığı o mescitte bir namaz da bizim kılmamız, pek çok Peygamber kabri ziyaret etmek ve tüm bunlardan maneviyatımızın etkilenmemesi mümkün değildi ki biz de elhamdülillah bu ziyaretten nasibimizi aldık. Döndükten sonra eskisi gibi olmuyormuş, olamıyormuş insan. Filistin hep bizim meselemizdi, Kudüs her zaman Müslümanların hassas noktasıydı, oradaki kardeşlerimiz her zaman bizim din kardeşlerimizdi, onları hep kendime çok yakın hissederdim ama şuan,  şuan hem din kardeşim hem can kardeşim gibiler, onları tanımak, imanlarına bizzat şahit olmak o kadar farklıymış ki… Elhamdülillah bizim Arapçamız olduğu için çokça sohbet etme fırsatımız oldu ve kesinlikle diyebilirim ki onların güzel ahlakı karşısında büyülendim. Kendimi sanki sahabelerin arasına ışınlanmış gibi hissettim. Orada çok zor şartlar altında çok büyük bir iş gerçekleştiriyorlar. İnandıkları şeye, dayandıkları güce hayran olmamak elde değil. Ve bunun yanında çok güzel ahlaklılar, çok güzel de ibadet ediyorlar… Ve tüm bunlara rağmen bizi gördüklerinde “sadece Kudüs’e ziyaret ettiğimiz için” “Siz cennetliksiniz maşallah” diyerek karşılık veriyorlar. Asıl kendileri cennetlikken (elbette kalpleri Allah bilir) bize bunları demeleri karşısında etkilenmemek mümkün değil. Biz orada onlara bir şeyler ikram etme hayali kurarken, çocuklara hediyeler götürme hayali kurarken  onların bize tatlılar hurmalar meyveler hediye etmeleri keza aynı şekilde. Her tanıştığımız insanda inanmışlığın verdiği teslimiyeti, sekineti ve gücü gördüm. İnandıkları şeyin hak olduğuna öyle eminlerdi ki sabır onlar için sıradanlaşmıştı. Onlar orada sanki farklı bir dünyanın içindelerdi. Biz de ucundan kıyısından o dünyaya dahil olabildiğimiz için o kadar o kadar o kadar mutluyum ki. Özellikle sabah namazları bizde çok farklı hisler uyandırdı. Her vakit namazında zorluk çıkardılar, defalarca almadıkları oldu fakat sabah namazına girmek bir mucize gibiydi. Ve biz 2 kere sabah namazına girebildik çok şükür. Bizi gören Filistinli teyzeler arkamızdan “Subhanallah Türkler girmiş Allah onların yardımcısı olsun” dediler, yanımıza gelip sarıldılar, diğer günler girebilelim diye tüyo verdiler ve dua ettiler. Ve bu zor şartlarda Rabbimizin bizi Mescidine kabul etmesi, orada teheccüt namazını, sabah namazını kılabilmemizi, seher vakti dua edebilmemizi nasip etmesi, bizi nasıl şükredeceğimizi şaşırttı. İçeri girdikten sonra arkadaşımla birbirimize sarılarak ağlamamızı unutamıyorum… Beni çok etkileyen şeylerden biri de mescitlerdeki ders halkaları oldu. İnsanlar mescitleri sadece namaz kılıp çıkmak için kullanmıyorlar, namaz vakitleri arasında toplanıp siyer konuşuyorlar, ezber veriyorlar. Rahlelerini mescidin en güzel manzarasına yönelterek Kuranı Kerim okuyorlar. Kısacası Mescid-i Aksa’nın içinde İslam’ı yaşıyorlar. Ve de yaşatıyorlar… Avluya örtü serip çocuklarıyla beraber gelen, piknik yapar gibi hazırlık yapan ve minik çocuklarına zikir çekmeyi öğreten çok tatlı bir anneyle tanıştık. Biz bir tanesiyle tanıştık orada yüzlercesi var. Ve inşallah böyle böyle çok güzel nesiller yetiştiriyorlar. Onların ferasetinden Rabbim bize de versin, en yakın zamanda fethini dünya gözüyle görebilmeyi nasip etsin, bu hassas konuda da elimizden geleni yapabilmeyi, mahşer günü alnımız ak olabilmeyi bizlere, Türkiye’mize ve tüm İslam alemine nasip etsin, Amin.