Kudüs, kendi gibi ona ulaşan yolların da kum rengi olduğu şehir. Gittiğim hiçbir yere benzemiyor kendisi. Kudüs’e giderken beklediklerimle şehre ulaştığımda, sokaklarında dolaştığımda bulduğum arasında bu kadar büyük bir fark beklemiyordum açıkçası. Bana bazı şeyleri tekrardan öğreteceğini tahmin etmemiştim. Bilmediğiniz bir şehirde yabancı gibi hissedersiniz ya, Kudüs sanki hep oralıymışsınız gibi hissettiriyor size. Farklı bir dil, farklı bir coğrafya, farklı bir kültür ama bu kadar farklılığın arasında hemen bir aidiyet oluşturuyorsunuz. Her ne kadar yürüdüğünüz yollardan geri çevrilseniz de kapılardan geçmenize izin verilmese de Mescid-i Aksa sokaklarında olmak, ona yakın olmak için uğraşmak, denemekten vazgeçmemek aidiyeti güçlendiren bir şeymiş. Aidiyet o şehrin, kutsalınızın size ait olmadığını düşünenlerin hükmettiği yerde filizlenirmiş. Aidiyet her adımı tekrardan geleceğim, Allah’ım bize özgür Filistin topraklarına da gelmeyi nasip eyle duasıyla atmakmış. Aidiyet kilometrelerce ötede öldürüldüğünü bile bile dolanmakmış bir şehirde. Kutsalını ziyaret etmekmiş. İçine girebildiğin, namaz kılabildiğin her vakit için şükretmekmiş. Kuşatılmış bir şehrin insanlarının seni teselli etmesiymiş aidiyet. Dil ile kültür ile coğrafya ile alakalı değilmiş. Benle alakalıymış, bizle alakalıymış, insanla alakalıymış. Kudüs kendi gibi ona ulaşan yolların da kum rengi olduğu şehir. Yabancısı olduğum coğrafyana Bilmediğim kültürüne konuşmadığım diline rağmen bir gülümsemeyle tanıştığım insanlarınla sen bizimsin. Kudüs bizimdir. Kudüs İslam’ındır.
Ayrıca Kutsal topraklara gitmek herkese nasip olmaz biliyorum. Davet edilmek gerekir. Bu davete icabeti bana vesile kıldığı için, Filistin’i dert edinmiş gönüllerle tanışmama imkan sağladığı için ve bu güzel kumbaranın bir parçası olduğum için Kudüs Kumbarasına teşekkür ederim.
Kudüs’ü, özgür olduğu zamanı da görmek, seni özgür bırakan ellerden olmak duasıyla.