Selamünaleyküm
Ben Hacer Ak. Marmara İlahiyat 4. Sınıf öğrencisiyim. 23 yaşındayım.
Kudüs’e olan ilgim Nuri Pakdil ve Taha Kılıç gibi zâtlar sayesinde oldu. Okudukça tanıdım, tanıdıkça sevdim. Sevdikçe daha çok okudum.
Maalesef aktarım konusunda zorluk yaşayan biriyim. Ama elimden geldiğince anlatacak olursam;
Kudüs’e gitmek her zaman en büyük niyetlerim ve hayallerim arasındaydı. Bir gün arkadaşımla konuşurken bana Filistin’e gitmenin, İsrail’e para kazandırmak olduğu için oraya gitmenin caiz olmadığını söyledi. Bu söylemine hayretler içinde kaldım. Daha üzücü olan ise toplumun ciddi bir kesimin de böyle düşünmesi. Her ne kadar bu durumun öyle olmadığını savunsam da yetersiz bilgim yüzünden fikirlerini değiştiremedim. O an ne olursa olsun ben Kudüs’e gideceğim dedim. En yakınlarım bu duruma karşı çıktılar. Sabırla ikna ettim, anlattım.
Kudüs Kumbarası formunu Arife günü tam Kabe’nin karşısında otururken doldurdum. Ardından ise Kâbe’ye bakarak duamı ettim. Çok şükür ki gitmek bana da nasip oldu. O mükemmel serüven de başladı. İlk olarak Kudüs bizi sayısız hurma ve zeytin ağacıyla karşıladı. Her baktığım yerde tarihi hissettim. İlk adımımda ise hiçbir yabancılık hissetmedim. Yürüdüğüm yollarda Hz. Ömer’in, Selahaddin Eyyübi’nin ve sayısız hükümdar, âlim ulemanın adım izini gördüm. Mescid-i Aksa’ya girdiğim an ise gözyaşlarına boğulup, ilk bulduğum yere seccademi serip şükür namazımı kıldım. Kapılardan her çevrildiğimdeki üzüntüm ve her girdiğimdeki coşku ve mutluluğumu anlatmaya kelimeler yetmez. Orada; korku, hüzün, sevinç ve heyecanı aynı anda hissedip bir yandan da eşsiz sokaklarını, mimarisini seyrettim. Orada Filistinli olmak, nasıl bir şey onu anladım. Kudüs’e gitmeden, havasını teneffüs etmeden ve İsrailliler ile yüz yüze gelmeden Kudüs davamızı tam olarak anlamak mümkün değil. Özellikle de El-Halil’e gidip, oradaki vaziyeti gördüğümdeki kalbimin acısını tarif edemem.
Beni orada en çok etkileyen olaylardan kapılardan birinden yeniden reddedildiğimde ağlarken, Filistinli bir kadının beni teselli etmesi oldu. Hâlbuki ben onları teselli için gelmiştim bu mübarek topraklara.
Kudüs’e gitmek benim için sıra dışı manevi bir yolculuk oldu. Hatta daha da ileri gidip hayatımı Filistin’den önce ve sonra olarak ikiye ayırabilirim. Türkiye’ye döndüğümden beri her bulduğum insana haritamı çıkarıp anlatımlara başlıyorum. Ve her gözümü kapattığımda ise Kubbetüs-Sahra’yı görüyorum. Anlatılacak ve yapılacak çok şey var. Bunun için Yüce Allah’tan güç kuvvet niyaz ediyorum.
Bu mükemmel tecrübe için Kudüs Kumbarasının bütün fertlerine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bir kişi göndermek, yüzlerce kişiye kapı aralamak demek. Allah hepinizden razı olsun. Allah bize Mescid-i Aksa’ya tekbirlerle girip, İtraillilerin defoluşunu görmeyi nasip eylesin.