Ben Fatma Nur, İnsanın ruhunun derinliklerini merakla araştıran, çocukların hayal dünyasında kendine de bir yer bulmaya çalışan biriyim. Hâlihazırda İbn Haldun Üniversitesi Psikoloji Bölümü ikinci sınıf öğrencisiyim.
Kudüs’e olan özlemim ve kavuşma arzum, aslında 15 yaşımda katıldığım “Kudüs bizim için nedir?” programına dayanıyor. Bir Müslüman için Kudüs’ün ne ifade ettiğini, oranın sevgisiyle hemhâl olmanın ne demek olduğunu ilk kez o günlerde öğrendim. O günden beri Mescid-i Aksa’ya kavuşma hayaliyle yaşıyordum.
Katıldığım ilk derste, dersimizi veren ablamızın ilk cümlesi hâlâ kulağımda:
“Kızlar, Kudüs’e gitmek için samimi bir niyet edin. Bu yolculuk ancak böyle başlar.”
O zamanlar tam idrak edemediğim bu sözleri, yaklaşık sekiz ay önce yine bir arkadaşımın Kudüs Kumbarası sayesinde oraya gidişini duyduğumda yeniden düşündüm. Artık bu özlemin dinmesi, Aksa’ya kavuşmak için niyet etmemin zamanı gelmişti.
O andan itibaren bu yolda adımlar attım; çeşitli projelere katıldım, programlara dâhil oldum. Fakat bir süre işler beklediğim gibi gitmedi. En sonunda, “Kudüs Kumbarası”yla bu yolculuğun bana da nasip olacağı ümidiyle yeniden niyet ettim. Ve sonunda, samimi dualarımın karşılığını buldum.
Kim bu süreçte bir taş koyduysa, bir dua ettiyse Allah hepsinden razı olsun. Çünkü onlar sadece bir destek sunmadılar; bir gencin duasının kabulüne, bir Müslüman’ın vuslatına, bir hasretin dinmesine vesile oldular.
Ve bana da Kudüs’e gitmek nasip oldu.
Kudüs’ün mübarek topraklarına ayak bastığım ilk anda, İslâm’ın her bir zerresine şahit olmuş o beldenin yüzyıllara uzanan duasını hissettim. Mescid-i Aksa’nın gölgesindeki her ağaç, yerdeki her taş, koşturan bir çocuk, namazına yetişmeye çalışan yaşlı amcalar ve teyzeler… Her biri huzurun birer timsaliydi.
Kudüs ve Mescid-i Aksa bana, bir beldenin ötesinde bir davanın, bir hatıranın, bir emanetin taşınmasının ne demek olduğunu öğretti.
Ve şimdi anlıyorum ki Kudüs, gidilen bir şehir değil; sadrımızda taşınan bir hasrettir.
Ve biliyoruz ki “Kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saff, 8)