Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühû,
İsmim Erva Zehra Özkaya, İstanbul’da Tıp Fakültesi 3. sınıf öğrencisiyim.
Elhamdülillah… Mescid-i Aksa’nın önemi küçük yaşlarımdan itibaren ailem ve çevrem tarafından bana öğretilmiş olsa da ilk gerçek idrake on beş yaşımda bu mübarek topraklarda bulunarak vakıf olmuştum. Aynı yaşta olduğum Filistinli liseli bir gençle bambaşka hayat dertlerine sahip olduğumuzu; dert diye nitelediğim birtakım meselelerin, özgürlük ve yaşam mücadelesi veren insanların yaşadıklarının yanında bir hiç olduğunu kavradım. Yıllar içerisinde Filistin’de yaşananları kendi gündemimin bir parçası hâline getirerek elimden geldiğince şahit olduğum bu vahim durumu çevremdeki insanlara aktarmaya çalıştım.
Şimdi yedi yılın ardından tekrardan böylesi bir yolculuğun nasip olmasının buruk ve hüzünlü mutluluğunu yaşıyorum. Sınır kapısından geçip Kudüs’ten dönünceye kadar temsil ettiğim değerlerle ribatta olduğumu hissettiğim, maddi manevi zorlu ancak ne de güzel bir yolculuktu benim için.
Cuma namazı için “Ya giremezsem?” korkusuyla ve dilimde Yâsîn sûresinin 9. ayetiyle (“Onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik; böylece onları öylesine perdeleyip kuşattık ki artık hiçbir şey göremezler.”) titreyerek Mescid-i Aksa’ya girdiğimi ve yedi senenin ardından Kubbetü’s-Sahrâ’ya baktığım o ilk anı kelimelere dökmekte aciz kalıyorum. Mescidin içinde geçirdiğimiz hüzünle karışık mutlu ve huzurlu anlarımızı, tanıştığımız Filistinli ablalarımızla olan hoş sohbetlerimizi şu an güzel bir şekilde yâd ediyorum.
Böylesi hayırlı bir yolculuk elbette pek kolay değildi. Sabah namazı için içeri alınmayıp kapı kapı gezdiğimiz, sabah vakti çıkıncaya dek kapıda bekletilip Aksa’dan mahrum kaldığımız vakitler de oldu. İlk ret anında o anki üzüntüyle farkına varamasam da bu reddedilişlerin de bir ribat olduğunu anladım. Orada bulunmak, Aksa’ya girebilmek için çabalamak ve bütün engellere rağmen vazgeçmeyip tekrar tekrar denemek de bizim direnişimizdi aslında. Kapılardan çevrilip hoş olmayan muamelelere maruz kaldığımız bu üç dört günlük sürede dahi zorlandığımı hissederken oradaki kardeşlerimiz yıllardır bu durumu bizatihi yaşamakta ve yine de direnişlerinden, mücadelelerinden vazgeçmemektedirler. Daha çok kişi Kudüs’e gelerek oralardaki Müslüman kardeşlerimize destek olmalı, varlığımızla onların yanında olduğumuzu göstermeliyiz. Bir gün tüm bu zulümlerin sona erip başta Mescid-i Aksa ve el-Halîl Camii’nde olmak üzere tüm Filistinli kardeşlerimin özgürce yaşayıp ibadet edebileceği günlerin gelmesini tez zamanda Rabbimden niyaz ediyorum.
Böylesi bir zamanda biz Müslümanların Mescid-i Aksa’nın saflarını boş bırakmamamız gerekir, bu değerli projeye destek olarak bizlerin Kudüs’e gitmesine vesile olan başta Gönül Hanım ve Kudüs Kumbarası ekibi olmak üzere tüm bağışçılardan Allah razı olsun, hayrınızı kabul eylesin. Allah’a emanet olun.