Ben Beyza Nur Esen. İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrenciyim. Gönlüme bu arzu ne zaman düştü ve duaya dönüştü bilmiyorum ancak yakın arkadaşımın umre yolculuğundan önce “Etmemi istediğin bir duan varsa bana iletebilirsin” demesi ile baştan sona tüm dualarımı yazdığımda şu cümle ile karşılaştım: En hayırlı zamanda umreye, hacca ve Kudüs’e gitmek. Sonrasında ne zaman, nasıl dua edeceğimi bilmediğimde hep yazdığım bu metni açıp öyle dua ettim. Elhamdulillah daha bir yıl dolmadan hem Mekke Medine’yi hem de Kudüs’ü ziyaret etmeyi nasip eyledi Rabbim. Gitme ihtimalimizi duyduğumda hep annemden ve babamdan nasıl izin alacağımı ve etrafımdakilerin ne tepki vereceğini düşündüm. Tabi ki en başta gitmemiz için bizlere güzel bir yol açıp vesile olan, bizlere maddi manevi süreç içerisinde destek olan Kudüs Kumbarası grubu bizler için gerekli her şeyi hallettikten sonra. Ben babamın tereddütleri olur, “Tekrar mı düşünsen kızım?” der diye beklerken, “Oraya gitmemen için önünde bir engel olursam kazanacağın ecre de engel olmaktan çekinirim” cevabını aldım. Böylece süreç benim için başlamış oldu. Kendimi maddi ve manevi olarak hazırlamaya gayret ettim elimden geldiğince. Bekleyiş devam ederken Kudüs’ten önce umreye gideceğim belli oldu. Umre ibadetimi yapıp evime geldikten 3 gün sonra ise Kudüs yolcusuydum.
Ebû Hureyre’den (ra) aktarıldığına göre; Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: “(İbâdet için) şu üç mescidden başkasına yolculuk edilmez: Mescidu’l-Haram, Mescidu’r-Rasûl (Mescidu’l-Nebevî) ve Mescidu’l-Aksâ.” (Buhârî, Fadlu’s-Salâti fi Mescidi Mekke ve’l-Medine 1, No:1189). Hepimizin bildiği ve duasını ettiği Hadis-i Şerif’te bahsedilen yolculuklar benim için gerçekleşmişti. Her ne kadar hepsi için öncelikli niyetim ibadet olsa da Ürdün sınırından geçip “İsrail” sınırına doğru ilerlerken okuduklarım, duyduklarım bir bir yerini bulmaya başlamıştı. Üç mescid, üç mübarek mekan… Üçü de birbirinden farklı imtihanlar içeriyor. Mescid-i Haram’da ve Mescid-i Nebevi’de ibadet etmek çok kolay, Rabbimiz bir şekilde güç veriyor. İbadet etmenin önündeki engeller ise sınırlı. Biraz da nefis mücadelesi var elbette… Ancak Mescid-i Aksa’da ibadet etmek için engeller daha Türkiye’de iken başlıyor.
Otelimize yerleşip ardından Filistinli rehberimiz Yusuf Bey ile Aksa’ya doğru yürürken şükür ve mutluluktu hissettiğim. İyice yaklaştığımızda ise parça parça gördüklerimin ağırlığı düştü yüreğime. Kapıya doğru yaklaşırken çocukları, kalabalık grubumuzun en önüne almamız, Filistinli Müslüman Yusuf Bey’in, Türk ve Müslüman bir grubumuzun Aksa’ya girebilmek için Yahudi İsrail askerlerinin izni ile giriş yapabilmesiydi belki bana ilk ve en atlatamayacağım darbeyi vuran. Ancak tüm bunlar sona erdiğinde yavaş adımlarla Kubbetü’s Sahra’ya ilerlediğimizde ve onu ilk gördüğümüzde tüm yaşadıklarım aklımdan uçup gitmişti. Onu ilk gördüğümde yüzüme vuran tatlı rüzgar, ardından akşam ezanı daha dört gün önce Medine’den gelen biri için bile çok farklı ve çok başkaydı. Saatler süren meşakkatli yolculuk bitmiş artık evimizdeydik.
İlk günün heyecanını atlattıktan sonra artık her vakit namazında Aksa’ya girmeye serüvenimiz başlamıştı. Defalarca kez kapılardan kovulduk. O anlarda anladık ki yalnızca içeriye girip namaz kılabilmek değildi önemli olan. Orada olmak, her kapıyı denemek, hem Filistinli kardeşlerimize hem Yahudilere orada olduğumuzu göstermek de ibadetin ve orada yapılması gerekenlerin bir parçasıydı. Gündüz Filistinli esnaf ve halk ile cıvıl cıvıl olan Eski Şehir ikindiden sonra yavaş yavaş sessizleşiyor gece ise adeta İsrail askerlerinin ve Yahudilerin kol gezdiği bir yer halini alıyordu. Özellikle sebepsiz yere genç Filistinli erkeklere yaptıkları sert muameleleri unutmayacağım. Ama ben her ne olursa olsun, yaşlısından gencine, kadınından erkeğine Filistinlilerin yüzünde sadece tebessüm gördüm. Hayatın her alanını Yahudiler onlara zehir etmeye çalışırken onlar yalnızca tebessüm edip hayatlarını yaşamaya ve Aksa’da safları doldurmaya devam ediyorlar. Tanık olduğum ve unutamadığım çok fazla şey var ancak bu kadarını ifade edebiliyorum. Döndükten sonra etrafımdakilere söylediğim tek bir cümle var: İmkanı olan her Müslüman Mescid-i Aksa yoluna düşmeli ve orada bir safı doldurmaya gayret etmelidir. Böylesine anlamlı bir projeyi yürüten Kudüs Kumbarası ekibine ve özellikle Gönül Hanım’a çok teşekkür ediyorum.