Ayşegül Buhara – 2004 / Hatay

Esselamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhu Kıymetli Okuyucular,

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdülillahi Rabbilâlemin.

Essalatu vesselamu alâ Rasûlinâ Muhammed’in ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.

Ben Ayşegül Buhara, Marmara Üniversitesi Ebelik 2. sınıf öğrencisiyim. İlim Yayma Cemiyeti’nin kız yurdunda kalıyorum ve benim Kudüs ile tanışmam burada oldu. Eczacılık Fakültesinde okuyan ablalarımız her hafta dersler hazırlıyordu ve ben de ilk bu ablalarımdan dinledim kutsal davamızı. Rabbim onlardan razı olsun. Sonra daha çok bilgi sahibi olmak, bu davayı anlayabilmek adına sürekli konferanslara, etkinliklere katılmaya başladım. Mescid-i Aksa’yı dinledikçe oraya karşı bir özlem oluşmaya ve gitgide bu özlem artmaya başladı. Oraya gitmeliyim düşüncesi, hissi bütün benliğimi kaplamış gibiydi. Ama nasıl olacaktı onu bilmiyordum ve hep kendime şunu hatırlatıyordum: “Sen Rabbinden iste, O nasip ettikten sonra muhakkak olacak. O’nun gücü her şeye yeter.” Ve gerçekten de öyle oldu. Kudüs Kumbarası, ücretlerimizin yarısını karşılayarak kapıları bizlere açmış oldu. Rabbim onlardan razı olsun.

Orada (Mescid-i Aksa’da) kıldığım namazlarım, dualarım, hissettiğim duyguların hiçbiri daha öncekilere benzemiyordu. Ben burada ne kadar yazsam yazayım, anlatmaya çalışırsam çalışayım o duygularımı bire bir aktarmaya yetmez. Mescid-i Aksa’yı ilk gördüğümde şunu hissettim: “Aksa’m, seni ne kadar dinlersem dinleyeyim, gelip görmek gibi olmuyormuş.” Rabbim gitmeyen herkese nasip etsin, gidenlere de tekrar tekrar gitmeyi nasip etsin inşallah. Çok özlüyorum, çok… Aksa’mın içindeyken ne yemek düşünüyorduk ne sınav kaygıları vardı ne de başka bir şey. O an sadece Aksa’mın verdiği huzurla, huşuyla ibadetlerimizi yaparak her zaman ihmal ettiğimiz maneviyatımızı güçlendiriyorduk. Tefekkür ediyorduk. Rabbimin orada yanımda olduğunu daha derinden hissedebiliyordum. Mescid-i Aksa’nın bereketi çok başka; orası zaten bereketin merkezi. Âlemlere bereket olarak indirilen yer. Mescid-i Aksa’da herkes birbirine selam veriyor, gülümsüyor, ikramda bulunuyor; sanki cennetten bir yer Aksa.

Kıble Mescidi’nde bir teyzenin bana sımsıkı sarılışı, uzun uzun ettiği dua sanırım hiçbir zaman unutamayacağım bir anı olarak kalacak bende. Gerçi ben orada yaşadığım hiçbir ânı unutamam; unutmamak için sürekli aklımla, kalbimle, ruhumla yâd etmeye çalışıyorum. O yüzden hâlâ Mescid-i Aksa rüyasından uyanabilmiş değilim. Yolculuğumun en başından beri “Ben buradan gidince burayı çok özleyeceğim.” demeden duramıyordum. Bu nasıl bir sevdadır; insan içindeyken bile özlüyor. Ah Aksa’m ah… Mescid-i Aksa’ya gitmeden önceki Ayşegül ile şimdiki Ayşegül aynı değil, aynı olamaz da. Oradaki zulmü, işgali gördükçe, her Mescid-i Aksa’ya girişte o Yahudi askerlerinin kontrolünden geçerek girmeye bizzat şahit olduktan sonra insan nasıl aynı olabilir? Çok çalışmalıyız, çok… Mescid-i Aksa’mızın özgürlüğü için çabalamalıyız. Rabbimize gayretimizi göstermeliyiz. Aksa’mızın her karışını doldurmalıyız, bir an bile boş bırakmamalıyız. Mescid-i Aksa’daki son akşamımdan bir türlü ayrılamıyorum. Her karışına tekrar tekrar adım atmak istiyorum. Olur da adımım peygamberlerimizin izine denk gelir diye adımladım Aksa’nın avlusunda. Aksa’nın her karışı kutsal; tüm peygamberlerin ayak bastığı, Peygamber Efendimiz’in imamlığında namaz kılınan, Kur’an-ı Kerim’in Cebrâil (a.s.) aracılığıyla dünyaya indiği ilk yer Aksa. İnsan ömrünün sonuna kadar böylesi bir yerde yaşamak ister. Ve son akşam saniyesine kadar orada kalmaya çalıştım; herkes gittikten, çıktıktan sonra şükür namazımı eda ederek çıktım Aksa’dan. Bir an bile olsa o zaman kendimi Aksa’mın muhafızı olarak hissettim elhamdülillah. Bu duyguları yaşatan Rabbime şükürler olsun.

Mescid-i Aksa’ya beni ulaştıran, oraya gitmeme vesile olan herkesten, Kudüs Kumbarası bağışçılarından Rabbim razı olsun. Allah’a emanet olun.

“Özgür Mescid-i Aksa’da buluşmak duasıyla…”