Selamunaleyküm ben Rabia, İstanbul’da üniversite öğrencisi bir hekim adayıyım. Nereden başlayacağımı bilemiyorum çünkü bizim için çok özel bir yolculuktu. Mescid-i Aksa… Bizim ilk kıblemiz, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) miraç yolculuğuna yükseldiği mübarek belde… Yıllardır dualarımda, hayallerimde, kalbimde taşıdığım o mukaddes mekân… Kudüs denince yüreğimde hep bir dava bilinci uyanırdı. Orası, bizim için sıradan bir toprak parçası değil; ümmetin kalbi, direnişin sembolü, imanımızın canlı bir göstergesiydi.
Yola çıkmadan önce kalbimde büyük bir heyecan vardı. Hocalarımızın Kudüs hakkında anlattıkları sebebiyle biraz endişeliydim ama bu endişenin önüne geçen çok daha güçlü bir duygu vardı: cesaret. İsrail askerlerinin nasıl muamele edeceğini az çok tahmin ediyordum, kendimi buna hazırlamıştım. Fakat kalbimde sürekli yankılanan tek şey şuydu: “Orada Mescid-i Aksa var” Hep fotoğraflarda gördüğüm, yıllarca dualarımla selam gönderdiğim o mukaddes mekân artık gözlerimin önüne gelecekti.
Ve Kudüs’e vardığımda… O anı tarif etmeye kelimeler yetmez. Dünya adeta durdu. Karşımda Mescid-i Aksa yükseliyordu. Daha önce ekranlardan gördüğüm, hayalini kurduğum o mekân şimdi gözlerimin önündeydi. Kalbim derin bir huzurla doldu; aynı anda da tarifsiz bir hüzün çöktü içime. Çünkü o toprakların işgal altında olduğunu bilmek, askerlerin gölgesinde namaz kılmaya çalışmak, bana çok ağır geldi.
En unutamadığım anlar sabah namazına gidişlerimiz oldu. Her köşe başında “Acaba asker çıkacak mı?” endişesi taşıyorduk. Bizim Türk olduğumuzu hemen anlıyor, aşağılıyor, engellemeye çalışıyorlardı. İçeriye girebilmek için verdiğimiz mücadele, aslında oradaki halkın her gün yaşadığı mücadelenin küçük bir yansımasıydı. O birkaç gün bana ağır gelen muameleyi düşününce, “Onlar bunu nasıl yıllardır çekiyor, nasıl sabrediyorlar?” sorusu zihnimden hiç çıkmadı. İşte o an, Filistin halkının direncine, sabrına, imanına hayran kaldım.
Mescid-i Aksa bana sadece bir yolculuk değil, bir iman dersiydi. Orada öğrendim ki, gerçek güç silahlarla değil; imanla, sabırla, dua ile kazanılır. O topraklarda gördüğüm her çocuk, her yaşlı, her kadın bana bunu hatırlattı. Birkaç günlük zorlukta bile yüreğim sıkışırken, onların dimdik ayakta duruşunu görmek bana ders oldu. Anladım ki bir Müslüman’ın en büyük silahı duası, en güçlü kalkanı ibadetleridir.
Kudüs dönüşünde kalbimde bambaşka bir bilinçle yaşamayı kendime gaye edindim. Artık ibadetlerime daha sıkı sarılıyorum, dualarımda Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı, mazlum coğrafyaları unutmuyorum. Çünkü orada öğrendim ki dua sadece dilimizden çıkan bir söz değil; imanımızın, sadakatimizin, teslimiyetimizin ifadesi.
Kudüs bana sabrı, direnci, ümmet olmanın şuurunu ve dimdik ayakta kalmanın ne demek olduğunu öğretti. Artık biliyorum ki Kudüs sadece Filistinlilerin değil, tüm Müslümanların davasıdır. Ve ben de kalbimde bu emaneti taşıyor, dualarımla bu davaya sahip çıkıyorum.
Kudüs Kumbarası projesi ile gitmek bu zorlu süreci bizim için maddi manevi kolaylaştırdı elhamdülillah. Öğrencilere böyle bir fırsat tanınması, bu güzel yolculuğa kapı açılması bizler için nimet oldu. Bizim böyle unutulmaz bir deneyim yaşamamıza vesile oldukları için tüm Kudüs Kumbarası bağışçılarına en içten teşekkürlerimi sunuyorum.