Ben Ayşe İmannur Aydoğdu. İbn Haldun Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim öğrencisiyim.
Bu yolculuğa çıktığımızda hiçbir şey kolay olmadı; karar süreci, ailelerimizi ikna, manevi hazırlığımız gibi. Yolcuğumuzda da bu süreç devam etti zorlu bir yolculuk geçirdik. Bütün bu zorluklara rağmen kalbimizdeki kararlılık sarsılmadı. Ayrıca bu süreçte Kudüs Kumbarası’nın bize sağladığı maddi ve manevi destek olmasaydı bu yol çok daha ağır olurdu. Özellikle Gönül hanıma çokça minnettarım, tam nefsimle baş başa kalmış yolculuğa dair hayıflanacakken bizlere sınırda bir mesaj gönderdi ve o mesaj beni kendime getirdi, niyetimi tazeledim.
Mescid-i Aksa’ya adım attığım an anlatılması güç bir şey yaşadım. Orada hissettiklerimi bir metne sığdırmak zor. İçimde tarifsiz bir huzur belirdi; öyle bir aşinalık duydum ki, sanki çocukluğum orada geçmiş, şimdi büyüyüp memleketime geri dönmüş gibiydim. Uzun, yorucu bir günün ardından evime varmış gibi hissettiren bir kavuşmaydı bu. Eski Şehir sokaklarında yürürken, Aksa’nın surlarında dolaşırken gördüğüm manzaralar, kulaklarımdaki ezan sesi ve orada kılınan namazların tadı hiçbir kitaptan veya ders kaydından öğrenilebilecek şeyler değildi. Bunları yaşamak için orada olmanız lazım.
Kudüslüler ve Filistinliler bizi sıcak ve içten selamladılar; her konuşmamızda ana fikir aynıydı “Lütfen gelin, buraların Müslümanlara ait olduğunu gösterin, bizi yalnız bırakmayın.” Sokaklarda yürümemizden mutluluk duyuyorlardı, bizim orada bulunmamızdan ötürü oluşan gözlerindeki sevinci görmek, buraya gelmenin ne kadar önemli olduğunu bana bir kez daha hatırlattı. Bizi geri çeviren, zorluk çıkaran terörist İsrail’in sert muameleleriyle de karşılaştık; bu muameleler zaten hem insanlık hem hukuki açıdan kabul edilemez ancak zaten terörizmden beslenen bir yapıdan bahsediyoruz bu yüzden bu durum bizi çok da şaşırtmadı. Zaten bunu bizlerin oradaki varlığını engellemek için yapıyorlar. Onların bu tavrı, bizim orada daha çok bulunmamız, gitmemiz ve o sokakları boş bırakmamamız gerektiğini daha da netleştiriyor.
Bu yüzden diyorum ki: Gidebilenler mutlaka gitmeli; gidemeyenlerse başka insanları göndererek vesile olmalı — destek olmak için farklı yollar bulmalı. Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı ve oradaki kardeşlerimizi yalnız bırakmamalıyız. Ribatın, orada bulunanların dayanışmasının ve hep birlikte oraya sahip çıkmanın önemi bambaşka.
Son olarak, Kudüs Kumbarası’na teşekkür etmek istiyorum. Yolculuğumuz boyunca yanımızda oldunuz; hem fiilen hem de kalben destek verdiniz. Bu desteğin devam etmesi, Kumbaranın ışığının sönmemesi için elimizden geleni yapalım. Kumbaramızı doldurmaya devam edelim, birlikte yürüyelim ve önümüzü aydınlatacak kandillerin sönmemesi için gayret gösterelim inşallah.
Kudüs’ten selamlarla,
Ayşe İmannur Aydoğdu