Selamünaleyküm Kardeşlerim,
Ben Arzu İlhani, 38 yaşındayım ve Ağrı doğumluyum. Kudüs’e ilk kez 2019 yılında Kudüs hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmeden, Mescid-i Aksa farkındalığı olmadan gittim. Tur rehberimizin bizlere verdiği bilgiler, kendi gözlemlediklerimiz bize gösterdi ki Mescid-i Aksa’yı korumanın ağır yükü sadece Filistinlilere yüklenemezdi, Müslümanım diyen herkesin elini taşın altına koyması gerekiyordu. Dolayısıyla bu ziyaretim/nöbetim ilkti; ama son olmayacaktı. Pandemi süreci ve sonrasında yaşadığım sağlık problemlerinden dolayı planladığım gibi Kudüs’e gidemedim. Mescid-i Aksa burnumda tütüyor ancak ne zaman gitmeye niyetlensem gitmeyi erteletmeme sebep bir engel çıkıyordu. Rabbime şükürler olsun ki ikinci ziyaretim/nöbetim Kudüs Kumbarası vesilesiyle oldu. Allah bu projeyi düşünen, projeye destek veren herkesten ebeden razı olsun inşallah.
Yıllar sonra Kudüs’e gitme vakti gelmişti. Havaalanında tur grubuyla buluştuk, herkesin üzerinde tatlı bir heyecan vardı. Dikkatimi çeken gruptaki genç sayısıydı, ışıl ışıllardı. Rabbim onları yetiştiren anne ve babalarından razı olsun, ne mutlular ki bu genç yaşta Mescid-i Aksa farkındalığına sahip evlatlar yetiştirmişler. İlk ziyaret yerimiz Kudüs’le Eriha hattı arasında yer alan Ölü Deniz’e komşu Nebî Musa Makamı oldu. Çölde bir vaha gibi olan Nebî Musa Külliyesinde namazımızı eda ettikten sonra Kudüs’e doğru yola koyulduk. Kudüs’e vardığımızda grupla, rehberimiz öncülüğünde Mescid-i Aksa’ya gittik, tahmin ettiğimiz gibi girişimize izin vermediler.2019 yılında Filistinlilerin girişine izin verilmezken, bizler rahatlıkla giriş yapabiliyorduk. Kapıdan çevrilen Filistinlileri görüp üzülüyordum; ancak neler hissettiklerini, kapıdan çevrildikten sonra başka kapıları aşındırıp aşındırmadıkları üzerine hiç düşünmemiştim. Bu sefer kapıdan çevrilen, kapıdan geri çevrilmenin hüznünü yaşayan ,”Belki başka kapıdan girebilirim.” deyip kapı kapı dolaşan bizlerdik. Rabbime hamd olsun sonraki giriş denememizde Mescid-i Aksa ile buluştuk. İçeriye girdiğimizde Filistinliler yaşlısıyla genciyle, çoluk çocuk en güzel kıyafetleriyle ribâttaydılar. Kur’an-ı Kerîm ile hemhâllerdi. Hal dilleriyle bir müminin nasıl olması gerektiğini gösteriyorlardı. Sonrasında bazı vakitlerde Mescid-i Aksa’ya giriş yapabildik, bazı vakitlerde kapılardan geri çevrildik. Evet, kapılardan geri çevrildik, kapı kapı dolaştık, bu bize dert oldu; ama karşılarında başımız eğilmedi, hevesimiz kaçmadı, daha sık gelme hususunda kararlığımız arttı, bu da onlara dert olsun inşallah!
Hz. Peygamber’in azatlı hizmetçisi Meymûne (r.anha): “Yâ Rasûlallah! Beyt-i Makdis’e gidip gitmeme hakkında bize ne buyurursunuz?” dedi. Allah Rasûlü: “Gidin ve orada namaz kılın!” diye cevap verir. Fakat o zaman orada (Bizans ile Persler arasında) savaş vardı ve bunu dikkate alan Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Şayet oraya gidemez ve orada namaz kılmazsanız, bari oranın kandillerini aydınlatacak yağ gönderin!” buyurdu.” (Ebû Davûd, Salât 14)
Mescid-i Aksa’nın belki gerçek anlamda yağa ihtiyacı yok ama mescitleri dolduracak Müslümanlara ihtiyacı var. Teşbihte hata olmasın, Kudüs Kumbarası bağışçıları bizleri oranın kandillerini aydınlatacak yağ hükmünde gönderdiler. Rabbim hayırlarını kabul eylesin. Ne mutlu Mescid-i Aksa’nın boş kalmaması için maddi manevi mücadele edenlere, ne mutlu ribât gönüllüsü olanlara…