Selam şehrinden; Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Bendeniz Amine Nur Ballık. Konyalıyım, 21 yaşındayım. İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğrenim görmekteyim. Mektubuma, ziyaretimden sonra yepyeni bir Amine olarak dönmeme vesile olan Mübarek Mescidimize hitapla başlamak istiyorum:
Ey ruhumun ana kucağı,
Bu etrafı mübarek kılınmış beldeye dair hislerimi, yaşadıklarımı nasıl anlatabilirim diye düşünürken geldi aklıma bu betimleme. Resulullah’ın (sav) hüzün yılından sonra teskin edilmesi için Burak’ın yöresine iliştirildiği beldesin sen. Bundan mıdır bilmem, sana ulaşmaya çalışırken defalarca men edilip üzülmeme rağmen adım attığım andan itibaren ruhum teselli buldu sende. Bir yavrucağın ana kucağında hıçkırıklarının durulması gibiydi; sekinet bir anda geliyordu avluna girince. Rüzgârın okşuyordu yüzümü. İşte bu yüzden öyle dedim; ruhumun ana kucağısın sen. Daha önce hiç bilmediğim duyguları öğrendim üç günlük vuslatımda.
Şimdi diyorum ki kardeşlerime, Kudüs’e üç sebepten gidilir:
İlki, maneviyatını tatmak ve yeniden dirilişin olacağı o beldeye ayak izlerinizi şahit bırakmak için.
İkincisi, murabıt kardeşlerinizin göz aydınlığı olmak için ki Resulullah (sav), “Oraya gidin, gidemezseniz kandillerini aydınlatacak yağ gönderin.” buyurdular. Bugün ne yağ var ne kandil. Bugün mescidin kandilleri sizin iman dolu gönülleriniz, nur yüzlerinizdir. Kardeşleriniz sizin gelişinizle sevinecek ve size dualar edecekler.
Üçüncüsü; işgalcilerden hakkıyla ve soylu bir öfkeyle nefret etmeniz için, varlığınızla onları rahatsız etmek için, mabedinize değen namahrem elin ağırlığını hissetmeniz için. Allah sizin kalplerinizden korkuyu alıp onların kalbine salacaktır. Gözlerinizin içine dahi bakamayan, silahların arkasındaki habis, cılız ruhları göreceksiniz. Kardeşlerinize yapılan muameleye şahit olduğunuz vakit onlardan hakkıyla nefret edeceksiniz.
Mescide alınmadığım son sabah namazında saatlerce şehri adımlarken Resulullah’ı (sav) da bir nebze daha anlayabildim sanıyorum. Nasıl aç bıraktılar seni üç yıl, gözünün nuru Kâbe’den seni nasıl men ettiler ya Resulallah? Hicret ederken Kâbe’ye son bakışında ne kadar canın yandı?.. Yine aynı dakikalarda bir evden Kur’an sesi yükseliyordu, bize “Sabır ve namazla Allah’tan yardım dileyin.” buyuruyordu. Sabırla ve fiille… Kur’an, Kudüs’te adeta nefes alıyordu. Aksa ehli Kur’an’la “yaşıyordu”.
Ey Kudüs, gitmeden bilmezdim senin ne kadar güzel olduğunu, bağrında yatan Hz. İbrahim’in (as) ve diğer nebilerin ne kadar mahzun olduğunu. Okurdum, bilirdim ama hissetmezdim. Bilmekle şahit olmak bambaşkaymış.
Hüzün, ümit, havf ve reca… Hepsini aynı anda defalarca yaşamış olsam da bende galip gelen his, Allah’ın vaadinin yakın olduğudur. Bu azim vaade bizim elimizle ulaşılmasını niyaz ederim. İşte şimdi benim en büyük hayalim, özgür Mescid-i Aksa’ya Esbat Kapısı’ndan girebilmektir.
Bugünlerde Aksa’yı çok özlediğimi biliyorum da benden çok önce onun beni özlediğini bilmiyormuşum. Aksa seni de özlüyor sevgili kardeşim. Vakti gelmedi mi vuslatın? Şairimizin dediği gibi, hadi yürü; ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin! Cihat et, ribat et, kandili ol Aksa’nın. Gelemiyorsan birisinin gelişine vesile ol.
Hissettiklerimizin tatlı hatıralar olarak kalıp gitmesinden Allah’a sığınıyor, davaya ihlasla hizmetimiz için duanızı bekliyorum.
Son olarak, gitmemde vesile olan her bir kardeşimden Rabbim razı olsun. Kıyamet günü şahidiniz olacağız. Şimdi ben de arkamda şahitler bırakmak için sizin aranıza katılmaya niyet ediyorum. Özgür Aksa’da buluşmak duasıyla.