Zeynep İkra Aygören – 2004 / Adana

Selamun aleyküm ben 21 yaşında İslam’ı tanımaya, anlamaya ve en önemlisi yaşamaya çalışan Zeynep İkra. Şu anda Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde dördüncü sınıf bir stajyer doktorum. Kudüs öncesi fakülteden arkadaşlarımızla Kudüs’ün tarihi, Filistinlilerin soylu mücadelesi ve dünyanın olup bitene tepkileri hakkında okuduğumuz, düşündüğümüz, dertlendiğimiz bir grubumuz vardı. Bu gruptaki arkadaşlarla okuduklarımız olsun bireysel olarak okuduğum kitaplar olsun bunlara ek olarak dinlediğim bu konuyla dertlenen insanlar olsun gerçekten yüreğime dokunuyordu. Bu konuda elimden bir şey gelmemesi beni kahrediyordu en net ifadeyle. Kudüs Kumbarası vesilesiyle Kudüs yolculuğuna çıktığımızda içten içe çok fazla heyecan, ailem sebebiyle biraz endişe ve bilinç kazanabilecek miyim düşüncesini barındıran güçlü bir umut besliyordum. Sınırdan geçip Kudüs’e girdiğimiz anda sanki içim coştu. Hani insan tüm gün yorulduktan eve varmayı bekledikten sonra evini çok özler ve sonra kapının kilidini açınca o ilk adımı atınca evi dağınık da olsa belki su basmış olsa hatta evinde istemediği misafirlerle bile karşılaşsa bir huzur hisseder. En azından ben hissediyorum. Kudüs’e girdiğimiz andan itibaren sanki evime gelmiş gibiydim. Sanki her hafta sonu evime dönüyormuşum gibi Kudüs’e ilk girişimde evime dönmüşüm gibi hissettim. Açıkçası bu gerçekten çok ilginç, hakikatte Kudüs ve çevresine bir kere bile gitmedim ve alışık olduğum bir kültüre de sahip değiller. Ama sokaklarda yürürken veya sur içinde en ufak bir yabancılık bile çekmedim. Ev sahibi ben gibiydim adeta. Hele ki Aksa… Mescid-i Aksa’ya istisnasız her girişimizde zeytin ağaçlarının arasında yürürken, Kubbetüs Sahraya, Kıble Mescidine ve oranın asil Müslüman tebaasına bakarken kalbimin eridiğini hissettim. O insanlar, İsrail’in tüm zulümlerine rağmen dimdik her gün direnen o asil halk… Bizim de onlarla girebilmemiz için elinden ne gelen varsa yapan, giremediğimizde bizimle üzülen bize yol gösteren herkes… Müminlerin kardeş olduğunu en derinden hissettiğim 4-5 gündü. Onları tamamen tanımadan bile o kadar çok seviyorum ki. Cihat kavramını yaşayan mücahidler. Bir de her gün mukabele yapan ders halkaları oluşturan teyzeler, gönülleri o kadar sevgi doluydu ki gerçekten her Müslüman kardeşimin bu sevgiyi hissetmesini çok isterim. İslamı bizzat gözlerinle yaşayan haliyle görmek. Teslimiyeti görmek, hissetmek. Biz yalnızca birkaç günlüğüne geceleri kalkıp Aksa’ya girmeye çalışırken yaş olarak beni üçe dörde katlayan ninelerimin dedelerimin her gece o kapıda beklemesine şahit olmak… Rabbim Filistin halkını bu zulümden kurtarsın ve bizleri de hayırlısıyla bu yola vesile kılsın. Tüm bu deneyimleri kendi başıma elde etmem bu devirde ne yazık ki olanaksızdı. Ancak Kudüs Kumbarasından, buraya bağış yapan, burada benim gibi pek çok insanı ilk kıbleye götürebilme amacıyla çalışan, bunların hepsine vesile olan herkesten tüm engelleri bizim için kolaylaştırdığı ve çözdüğü için Allah razı olsun. Rabbim bize ait olan bu kutsal topraklara en yakın zamanda fetihle, özgürce, Mümin olarak girebilmeyi bize nasip etsin duam budur. Selametle…