Ben Nihal İmamoğlu. İstanbul Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler 3. Sınıf öğrencisiyim. Bölümüm ve ilgim gereği gündemi her zaman takip ederim. Orta Doğu başta olmak üzere dünyanın birçok yerinden ulaşabildiğim, erişebildiğim kaynakları okumaya gayret ediyorum. Benim gündemim bu şekilde ilerlerken Rabbim yolumu her zaman fotoğraflardan gördüğüm, haberlerden okuduğum Kudüs’le kesiştirdi. Mescidi Aksa’ya ilk adımımı attığım an, hakikaten burada mıyım şu anda sorgulamasını iliklerime kadar yaşadım. Cuma namazında Filistinli ablalarla saf tutmak; onların ahlakının güzelliğiyle Kubbetus Sahra kubbesinin altında mest olmak benim için paha biçilemezdi. Son günümüzde yine bu kubbe altında, ayrılmanın hüznüyle ağlayıp yine bu kubbenin altında uyumak ne büyük nimetmiş şimdi anlıyorum. Burada geçirdiğim her an, her dakikayı zihnime nakşettim ki dayanacak gücüm olsun. Çünkü buradan dönmek evimden ayrılıyormuşum gibi hissettirdi. Filistin bambaşka bir coğrafya, Kur’an’da neden bereketli topraklar olarak buyrulduğunu çok net anladım. Zaman bile bereketliydi Kudüs’te. Günler bitmiyor gibi geçiyordu ve her an Mescid-i Aksa’nın bir adım ötesinde olduğumu bilmek ne büyük saadetmiş yeni anlıyorum.
İşgalci askerlerin bütün çirkinlikleriyle, sırf Türk olduğumuz için bizi içeri almadıkları vakitler bütün ihtişamıyla Mescid-i Aksa oradaydı ve Filistinli çocuklar, abiler, ablalar, gençler orada ribattaydı. Mescid-i Aksa’da her gün sanki cuma günü gibiydi; cumanın bereketi, sekineti ve ferahlığı her yerdeydi… İnsanlar Rabbimize öyle güzel teslim olmuş ki teselli olan değil, teselli eden konumundalar. Biz beş günde yaşadığımız en ufak şeyde etkilenip üzülürken Filistinli insanlar bizi teselli etmeye çalışıyordu. O kadar zoruma gitti ve o kadar etkilendim ki. Bizim yaşadığımız, onların yaşadıklarının yanında hiçbir şeyken o insanlar bizim gönlümüzü ferahlatmaya çalışıyordu. Cennette ne güzel yerleri vardır, kim bilir…
“Ben öyle bilirim ki yaşamak /Berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır” diyor İsmet Özel. Kudüs’te geçirdiğimiz her gün zihnimde bu cümle yankılandı. Kendi kendime dedim ki: Evet, bu mübarek topraklarda seçkin insanlar İslam uğruna mücadele ediyor ve ben buna şahitlik ediyorum. Kudüs’teki insanların ahlakının, kalplerinin güzelliği yüzlerine sirayet etmiş; öyle güven veriyorlar, öyle samimiyetlerini hissettiriyorlar ki hayran kalmamak elde değil. Ben bu hayranlıkla ve Kudüs’ün seçkin Müslümanlarının dualarıyla İstanbul’a döndüm. Çok net bir şekilde Kudüs’e giden ve Kudüs’ten gelen Nihal arasındaki farkı görebiliyorum. Sanki o sekinet ruhuma işledi. Ayrıca bu şahitliği ve insanların duasını taşımanın üzerimde ayrı bir sorumluluk olduğunu hissediyorum… Hayatımın en bereketli, en güzel, en duygulu beş gününü Kudüs’te geçirdim diyebilecek noktadayım. Bize kucak açan bu güzel Müslümanlardan Rabbim razı olsun. Ve elbette hayatımın paha biçilmez bu deneyiminde destek olan kıymetli Kudüs Kumbarası bağışçılarına içten bir teşekkürü borç bilirim. İşgalcilerin olduğu topraklara bize güven vererek ve oradayken de her anlamda bunu hissettirerek yanımızda olan Kudüs Kumbarası ekibine de ayrıca teşekkür ederim. Rabbim özgür Filistin topraklarına hep birlikte adım atmayı bizlere nasip etsin. Esenlikle kalın.