Amine Gülnare İleri – 2004 / Kahramanmaraş

Selamünaleyküm, ben Amine Gülnare İleri. Boğaziçi Üniversitesi’nde Psikoloji bölümündeyim. Hâlihazırda 2. sınıfa geçtim. 20 yaşındayım. Kahramanmaraşlıyım. Üniversiteye geçene kadar oradaydım, üniversiteye başlamamla beraber İstanbul’a gelmiş oldum. Şu an Üsküdar’da yaşıyorum. Okul dışında EDEP adlı Arapça ve İslami ilimler programına devam ediyorum. Kudüs’le bağım aslında çocukluğuma uzanıyor, ailemin de STK işlerinde aktif olmasıyla beraber her zaman Kudüs’ün, Gazze’nin, mazlum coğrafyaların ve ümmet olmanın konuşulduğu bir çevrede büyüdüm. Başlarda mahiyetini anlayamasam bile çocuk aklımla her zaman orada bir şeyler olduğunun idrakindeydim diyebilirim. Ortaokul ve lise yıllarımda da Kudüs hakkında pek çok söyleşiye atölyeye katılmışımdır, hatta Kumbara’dan kabul için aradıklarında direkt aklıma oralardan edindiğim materyalleri nereye koymuştum sorusu geldi. Bizim için her zaman bir yaraydı ama artık kanamasından gocunmadığımız bir yara halini almıştı belki.

Yakın zamanda 2. Özgürlük Filosuyla babamın Gazze’ye gitmesi aile gündemimizdeydi, geminin kalkmasına gelen engellemeler yüzünden nasip olmadı, kabul aldıktan sonra meseleyi aileme açınca ufak bir korkuyla beraber oldukça duygulandılar ve destek oldular. Allah onlardan razı olsun. Kudüs’e gitmek konusunda niyet almanın ve bu niyeti sahih tutmanın önemini daha önce gidip tecrübe edenlerden biliyordum. O zaman kendi kendime şunu düşündüğümü hatırlıyorum “Ben bu bilince sahip miyim?” ve yine halkla anlaşabilecek kadar Arapça bildiğim bir vakitte gidebileyim diye dua etmiştim.

Elhamdülillah, Arapça eğitimimin ilk yılının ardından nasip oldu. Kurduğumuz farklı planlar varken arkadaşımın “Kanka bir bekleyelim.” sözü üzerine Kudüs Kumbarası’nın çağrısını gördük ve hemen başvurduk. O andan itibaren hem ya çıkarsa düşüncesinin heyecanını hem gerginliğini yaşadım. Kabul edildiğimi öğrendiğim andan itibaren heyecanın yerini tamamen gerginlik aldı diyebilirim. Hazır olmadığımı iliklerime kadar hissettim o an. Küçüklüğümden itibaren oraya çok yüksek bir şuurla gitmek istiyordum. O andan itibaren bu durumun gerginliğiyle bir şeyler okumaya ve izlemeye başladım. Mescid-i Aksa’yı tepeden görene kadar bu durum devam etti, gördüğüm anda olayın gerçekliğini idrak ettim. Hazır olmayı beklersem hiçbir zaman hazır hissedemeyecektim ve belki de bizzat orada bulunmam beni hazır hissettirecek olan şeydi.

Eriha’yı geçtikten sonra Kudüs’e ulaştık. İlk izlenimim şuydu “Bu nasıl işgal ya!”. Sonra Kadim şehre girip Yahudileri görmeye başladıkça o acizliği hissetmeye başladım. İlk denediğimiz kapıdan İsrail askerinin tek sözüyle geri dönünce artık iliklerime kadar aciz hissettim. Ne kadar sinsice ve içten bir işgal olduğunu o an fark ettim. O andan sonraki hedefim insanlarla muhabbet kurabilmekti çünkü oradaki insanların ümmetin desteğinin onlarla birlikte olduğunu hissetmeye ne kadar ihtiyaçları olduğunu biliyordum. Gezi boyunca da sarılmalar eşliğinde bu devam etti elhamdülillah. Bir diğer beni dumura uğratan yer El-Halil şehri oldu. Kendi mescidimize girmek için turnikelerden kontrollerden hapishaneye girermişçesine girmek içimi burktu. Biz oralarda daha çok olmalıyız diye düşündüm ve bunun için insanları teşvik etmeliydim.

Kudüs Kumbarası tüm bu süre boyunca gerek rehberimiz açısından gerek ekip açısından en umutlu hale getiren kısım oldu. Elhamdülillah birileri bunun için çabalıyor diye düşündüm. Gidişimizin sadece turistik bir gezi çerçevesinde olmadığını bilmek beni daha diri ve idrakimi daha açık tuttu. Aynı zamanda gezdiğimiz yerlerin idrakinde olmak adına rehber anlatımlarının ne kadar önemli olduğunu anladım. Artık son gün kanaat getirdiğim mesele şuydu: Bizi görmek istemiyorlar, bizim burada var olmamızı istemiyorlar, meseleyi sadece Araplara ve Filistin’e indirgemeye çalışıyorlar; bu yüzden biz her şeye rağmen burada olmalıyız, ümmetin oradaki Müslüman kardeşlerimizin arkasında olduğunu onlara hissettirmemiz boynumuzun borcu. İnşallah tüm Müslüman gençler olarak buna muvaffak oluruz.