Öncelikle, Kudüs’e gitmeden önce Filistin’in güncel durumundan dolayı içimizde endişeler vardı. Fakat sınırdan geçtikten sonra hiçbir endişemiz, sıkıntımız kalmadı ve tek derdimiz bir an önce Mescid-i Aksa’ya ulaşmak oldu. Mescid-i Aksa’ya ulaştığımızda hepimizin içini muazzam bir huzur kapladı, adeta büyülendik. Çocukluğumuzdan beri sürekli olarak dinlediğimiz, okuduğumuz, araştırdığımız Mescid-i Aksa’ya sonunda gelmek nasip olmuştu. Bu tarifi imkansız bir hissiyattı. Mescid-i Aksa’nın sembolü haline gelmiş olan Kubbetus Sahra’yı gördüğümüzde hepimiz çok etkilendik ve böylesine zorlu bir süreçte böyle mukaddes topraklarda olduğumuz için Allah’a çokça hamd ettik.
Kudüs’te geçirdiğimiz günlerde sürekli olarak Mescid-i Aksa’ya gitmek, orada namaz kılmak, ibadet etmek ve bu kutsal alanda vakit geçirmek istiyorduk. Grup olarak, çok az kişiye nasip olan bir imkanın içerisinde olduğumuzun farkındaydık. Son derece sıkıntılı bir zamanda, herkesin gitmekten çekindiği ve hatta korktuğu bir dönemde, bir grup genç olarak Kudüs’te bulunmak büyük bir nasip meseleydi. Kudüs’te bulunduğumuz süre boyunca bizim haricimizde hiçbir Türk kafileye ve gruba rastlamadık. Hatta farklı bir Müslüman kafile veya ziyaretçi de görmedik. Bu da bizlerin içinde bulunduğu imkanı bizlere bir kez daha gösterdi ve bir kez daha Allah’a hamd ettik
Bu süreçte bizlerin en çok karşılaştığı soru, “bu dönemde Kudüs’ gidilir mi?” tarzında oldu. Ve bu sorunun cevabını biz orada Filistinli kardeşlerimizden aldık. Kudüs’ün her zamankinden daha fazla bizlere ihtiyacı olduğunu, bizlerin orayı hem fiilen hem de kavlen kaderine bırakmaması ve orada bulunması gerektiğini yaşayarak görmüş olduk. Rabb’im bizlere bu ziyaretin tekrarını, hür ve huzur içerisindeki Kudüs’te tekrar ve tekrar nasip etsin.